New York’ta ICE ile Göçmenlik İş Birliğine Yasak: 15 Bölge Şerifi Federal Mahkemeye Başvurdu

Haber Özeti

ABD’nin New York eyaletinde yerel kolluk kuvvetleri ile federal göçmenlik makamları arasındaki iş birliğini sınırlandıran yeni yasa yürürlüğe girdi. “Yerel Polis, Yerel Suçlar Yasası” olarak adlandırılan düzenleme, eyalet yönetimi, yerel polis teşkilatları, şerif ofisleri ve ceza infaz kurumlarının Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile yaptığı 287(g) anlaşmalarını sona erdirmesini öngörüyor.

Yasanın yürürlüğe girdiği gün, New York’taki 15 ilçenin şerifi düzenlemeye karşı federal mahkemede dava açtı. Şerifler, yasanın yerel yönetimlerin yetkilerini kısıtladığını ve anayasal açıdan sorun taşıdığını savunuyor. Böylece New York’ta göçmenlik uygulamalarının nasıl yürütüleceğine ilişkin siyasi ve hukuki tartışma federal yargı sürecine taşındı.

New York’ta 287(g) anlaşmalarına kapsamlı yasak

New York eyaletinde 25 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giren yasa, yerel kolluk birimlerinin ICE ile yürüttüğü göçmenlik uygulamalarına dayalı iş birliği modelini doğrudan hedef alıyor. Düzenleme kapsamında eyalet kurumlarının yanı sıra yerel polis departmanları, şerif ofisleri ve cezaevleri de mevcut 287(g) anlaşmalarını sonlandırmak zorunda kalacak.

Yasa yalnızca daha önce imzalanmış anlaşmaların sona erdirilmesini değil, gelecekte benzer iş birliklerinin kurulmasını da engelliyor. Böylece yerel kolluk güçlerinin federal göçmenlik görevlileri adına belirli görevler üstlenmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Eyalet yönetimi, güvenlik birimlerinin temel görevinin yerel suçlarla mücadele ve kamu güvenliğini sağlamak olduğunu belirterek, göçmenlik denetiminin federal makamların sorumluluğunda kalması gerektiğini savunuyor.

287(g) modeli ne anlama geliyor?

287(g), ABD göçmenlik mevzuatında yer alan ve federal hükümetin belirli göçmenlik uygulama yetkilerini eyalet ya da yerel kolluk personeline devretmesine imkân tanıyan bir sistem olarak biliniyor. Bu model çerçevesinde özel eğitim alan yerel görevliler, federal göçmenlik makamlarıyla koordineli biçimde hareket edebiliyor.

Anlaşmaların kapsamı, ilgili kurumla federal makamlar arasında yapılan protokole göre değişebiliyor. Bazı yerel birimler, cezaevlerinde bulunan kişilerin göçmenlik statüsüne ilişkin bildirimlerde bulunurken, bazıları gözaltı süreçlerinde ICE ile koordinasyon sağlıyor. Uygulamanın destekçileri, bu yöntemin kamu güvenliğini güçlendirdiğini ve suç işlediği öne sürülen göçmenlerin federal makamlarca daha hızlı incelenmesine yardımcı olduğunu savunuyor.

Eleştirmenler ise 287(g) modelinin yerel polis ile göçmen toplulukları arasındaki güven ilişkisini zedeleyebileceğini belirtiyor. Göçmenlerin, herhangi bir suçun mağduru veya tanığı olmalarına rağmen göçmenlik statüleri nedeniyle kolluk birimlerine başvurmaktan çekinebileceği ifade ediliyor. New York’taki yeni düzenlemenin arkasındaki temel gerekçelerden biri de bu güven sorununu azaltmak olarak gösteriliyor.

15 ilçe şerifinden federal mahkemeye başvuru

Yasanın uygulanmaya başladığı gün 15 ilçe şerifinin federal mahkemeye başvurması, düzenlemenin eyalet genelinde ciddi bir hukuki karşılık bulduğunu ortaya koydu. Davacılar, eyalet yönetiminin yerel kolluk birimlerinin federal kurumlarla kurduğu ilişkileri bu ölçüde sınırlama yetkisine sahip olmadığını ileri sürüyor.

Şeriflerin itirazının merkezinde, yerel yönetimlerin ve seçilmiş kolluk amirlerinin kendi bölgelerindeki kamu güvenliği politikalarını belirleme hakkı bulunuyor. Davacılar, 287(g) anlaşmalarının tamamen yasaklanmasının, ilçelerin suçla mücadele yöntemlerini seçme yetkisini daralttığını savunuyor. Ayrıca yasanın uygulanmasının, yerel kurumların federal makamlarla bilgi paylaşımı ve koordinasyon faaliyetlerine ilişkin mevcut düzenlemeleri de etkileyebileceğini belirtiyorlar.

Federal mahkemeye yapılan başvuruda yasanın anayasaya aykırı olduğu iddiası öne çıkıyor. Ancak davanın hangi gerekçeler üzerinden ilerleyeceği, mahkemenin yasayı geçici olarak durdurup durdurmayacağı ve taraflardan hangi açıklamaları isteyeceği süreç içinde netleşecek. Mahkemenin vereceği karar, yalnızca davacı ilçeler açısından değil, New York’taki tüm yerel kolluk birimleri açısından belirleyici olabilir.

Yasanın uygulanması nasıl şekillenecek?

Yeni düzenlemeyle birlikte eyalet kurumları ve yerel güvenlik birimleri, ICE ile imzalanmış mevcut anlaşmaları gözden geçirmek zorunda kalacak. Anlaşmaların sonlandırılması, kurumlar arasındaki iletişimin tamamen kesileceği anlamına gelmeyebilir. Ancak yerel görevlilerin federal göçmenlik uygulamalarında doğrudan görev almasını sağlayan yetki ve prosedürlerin sona ermesi bekleniyor.

Bu süreçte ilçe yönetimleri ile eyalet makamları arasında uygulamaya ilişkin farklı yorumların ortaya çıkması ihtimali bulunuyor. Özellikle cezaevlerinde tutulan kişilere ilişkin bildirimler, gözaltı süreçleri ve federal makamların taleplerine verilecek yanıtlar konusunda yeni prosedürlerin hazırlanması gerekebilir.

Yasanın savunucuları, bu değişikliğin yerel kolluk birimlerinin kaynaklarını doğrudan kamu güvenliğine yönlendirmesine yardımcı olacağını düşünüyor. Buna göre polis ve şerif ofisleri, federal göçmenlik uygulamalarının bir parçası olmak yerine bölgedeki suçların önlenmesine, mağdurların korunmasına ve toplumla iletişimin güçlendirilmesine odaklanabilecek.

Göçmen topluluklarındaki güven tartışması

New York’taki düzenleme, göçmen topluluklarının kolluk kuvvetleriyle ilişkisi açısından da yakından takip ediliyor. Yasa destekçileri, yerel polisin göçmenlik makamlarından ayrıştırılmasının, göçmenlerin suç bildirme ve tanıklık yapma konusunda daha istekli davranmasını sağlayacağını ileri sürüyor.

Özellikle göçmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde, polisle kurulan ilişkinin yalnızca göçmenlik statüsü üzerinden şekillenmemesi gerektiği vurgulanıyor. Yerel yönetimler, güvenlik hizmetlerinin herkes için eşit biçimde sunulmasının kamu düzeni açısından önemli olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşım, göçmenlerin polisle temas kurduğu her durumda federal göçmenlik soruşturmasıyla karşılaşma endişesini azaltmayı hedefliyor.

Buna karşılık yasanın muhalifleri, yerel birimlerin ICE ile koordinasyon kurmasını engellemenin bazı durumlarda kamu güvenliği açısından risk yaratabileceğini savunuyor. Şerifler, federal makamlarla yürütülen iş birliğinin suç şüphelileri ve tutuklular hakkında bilgi akışını kolaylaştırdığını düşünüyor. Bu nedenle düzenlemenin, yerel yetkililerin güvenlik kararlarını siyasi tercihler doğrultusunda sınırladığı görüşünü dile getiriyorlar.

New York’taki hukuki mücadele ulusal tartışmayı etkileyebilir

Federal mahkemede görülecek dava, ABD’de eyaletlerin göçmenlik politikalarındaki rolüne ilişkin daha geniş bir tartışmanın parçası haline gelebilir. Göçmenlik uygulamaları genel olarak federal hükümetin yetki alanında bulunsa da eyaletler ve yerel yönetimler, kolluk kuvvetlerinin federal kurumlarla ne ölçüde iş birliği yapacağı konusunda farklı politikalar izleyebiliyor.

New York’un 287(g) anlaşmalarını yasaklama kararı, eyalet düzeyinde göçmenlik uygulamalarına mesafeli yaklaşımın en kapsamlı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Mahkeme sürecinde, eyaletin yerel kolluk birimleri üzerindeki düzenleme yetkisi ile federal göçmenlik politikalarının uygulanması arasındaki sınırın nasıl çizileceği tartışılacak.

Davanın sonucu, diğer eyaletlerde benzer düzenlemeler hazırlamak isteyen yönetimler açısından da emsal niteliği taşıyabilir. Eğer yasa yürürlükte kalırsa, yerel polis ve şerif ofisleriyle ICE arasındaki iş birliğinin sınırlandırılması yönündeki girişimler güç kazanabilir. Mahkemenin yasayı durdurması ya da iptal etmesi halinde ise yerel yönetimlerin federal göçmenlik makamlarıyla yaptığı anlaşmaların devam etmesinin önü açılabilir.

Tarafların bir sonraki adımı bekleniyor

Şimdilik gözler, federal mahkemenin davayla ilgili ilk kararına çevrilmiş durumda. Mahkemenin öncelikle yasanın geçici olarak askıya alınıp alınmayacağına karar vermesi bekleniyor. Ardından tarafların ayrıntılı savunmaları ve eyalet yönetiminin yasayı hazırlama gerekçeleri değerlendirilecek.

New York yönetimi, düzenlemenin eyaletin kamu güvenliği anlayışı ve yerel kolluk hizmetlerinin bağımsızlığı açısından gerekli olduğunu savunuyor. Davacı şerifler ise yasayı, ilçelerin karar alma yetkilerine müdahale olarak görüyor. Bu farklı yaklaşım, konunun yalnızca göçmenlik politikasıyla sınırlı kalmayacağını; yerel yönetimlerin yetkileri, federal iş birliği ve anayasal dengeler bakımından da uzun süre tartışılacağını gösteriyor.

Kaynak

0
Leave a comment

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir